Taşların arasındaki

IMG_-nlgncv

Birinci kısım

Taşların arasındaki karınca için sıradan bir yaz günüydü. Sıcaklık ve bozkır. Diğer günlerde buna şahit olmuştu. Bozkırın bittiği noktada yeşil ağaçlar oysaki bugün farklı görünüyordu. Güneş yapraklara en güzel açılarla vuruyordu. Hamağında uzanan çocuk gözlerini kapamıştı. Kulağında ormanın sesi, yanaklarındaki teri soğutan rüzgarın nefesi vardı. Huzur gözün görebildiği noktalara kadar uzanıyordu. Sarı ve yeşilin ayırdığı araziler yıllarca burada beraber yaşıyordu. Hanedanlıkları gözlerin içine bakan gözlere dahi tesir ediyordu

Çocuk ayaklarını aşağıya sallandırdı ve doğruldu. Gözlerinde merak ve mahcubiyet vardı. Çıplak ayakları yerin soğukluğunu hissediyordu. Ayak parmakları taşların ve çalıların engebesi ile nizamsız duruyordu. Geniş yapraklardan oluşan ormanın çatısı ancak yüzünün sol tarafına ve sol kolunun bir kısmına kadar güneşe izin veriyordu. Günün son ışınları boynuna ısı veriyordu.

Sağ tarafında kocaman yaprağın üstündeki dala konmuş kumru, içine biriken suyu yapraktan yudumluyordu. Gerdanında süsleri, yürüyüşünde genç bir hanımın zarafeti vardı. kulaktan içeri giren her ses bir bütünün parçası gibi uyum içindeydi. Anı tanımlayan tek kelime huzurdu. Toprağın kendine açtığı boşluktan akan su nasıl zararsız ve aynı zamanda yoluna gitmekte mücadeleci ise bütüne ait olanlar aynı örmekle hareket ediyordu.

Aynı zemin üzerindeki her saat, her gün birbirinden farklıydı. Kasaba sakinlerinden biri ağaçlık alana gitmeye karar verse gittiği patika üzerinde her seferinde bir değişiklik ile karşılaşırdı. Üç gün önce yanından geçtiği ağacın şimdi kabukları dökülmüştü. Yere bastığı noktada adını bilmediği sarı çiçekler açmıştı. Ağzına doldurduğu meşe palamutları ile koşan sincap oradaydı. Kuşlar evvelkinden daha canlı ötüyor, aralarındaki muhabbeti geliştiriyordu, sesleri kulaklara tiz ve yüksek geliyordu. Koca gövdeli ağaçların altında mantarlar bitmişti. Toplamak isteyen üstüne basmamak için dikkat etmeliydi. Ormanın çatısından bir kuru dal düşmüş, çam fıstıkları siyah siyah yerlere serpilmiş, avcının tüfeği kuşları susturmuş, bir yaban domuzu bir tavşan belirivermişti belkide. Saatler güneşin sıcaklığı yer ve gök sıkılmak kelimesini kaldırıyordu tutkusu olan insan için.

Çocuk dinlenmişti. Temiz havada ve ormanın içinde. Gürültü yoktu. Her ses doğaldı. Eve dönmeye karar verdi. ”Yola çıkmalıyım” diye düşündü. Eşyalarını topladı, ayakkabılarını giydi. Dönmek için hazırdı. Ama dönmek istemiyordu. Günün en güzel saati güneşin batmasına yakın olan vakitti. Daha iki uzun saat vardı o vakte ulaşmaya. Bu dilimde, hafif karanlık altında burada olmayı arzuluyordu. İstemese de dönüş yoluna koyuldu. Ama mutluydu, her günün değişmeyen bir tarafı var ise o da istediğini yapabilmesiydi. İçi rahattı, huzurluydu.

Ağaçlık alanda kaybolmak kolaydır. Giderken ve dönerken manzara değişik olur. Şimdi gözlerinin hizasında sadece ağaçlar vardı. Birbirlerine benziyordu. Neyse ki evine vardı. Birkaç evden oluşan kasabada, en baştaki evden içeri girdi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s