Taşların Arasındaki #2

İkinci Kısım

Evleri ahşaptan ve yüksek çatılıydı. İçeri girince burnunuza cila kokusu geliyordu. Kapının karşısında şöminenin ateşi sönmeye yüz tutmuştu. Yanına sıralanmış odunların hepsi muntazam ve eşit uzunlukta kesilmişti. İçerisi soğuğa yakın serindi.

Kasaba yazın son günlerini yaşıyordu. Sabahları soğuk geçiyor, öğlen güneş içinizi biraz olsun ısıtıyor, akşam serinlik kendini belli ediyordu. Gün aşırı hakim hava değişebiliyordu. Bölgenin güney kısmında tepelerin arkasında büyük dağ görünüyordu. Önündeki sisten manzara çoğu zaman bulanık olurdu.

Yüksek çatılı binayı geceleri ısıtmak zorlaşıyordu. Duvarları gün ortasında yalayan güneş, akşamın ilk saatlerinde depoladığı ısıyı kullanıyor sonrasında evin içindekileri serinlikle baş başa bırakıyordu.

İki katlı ev çevreye göre lüks denebilecek kadar güzeldi. Girişinde küçük bahçesi, sıcak günlerde oturmak için balkonu vardı. Demir direklere dallarını örmüş asma ağacı, mevsiminde üzümlerini tatlı tatlı sallandırırdı. Kapıdan içeri girdiğinizde tahtalar her adımınızda gıcırdardı. Gizli bir iş yapmayı bırakın yürümek bile ben buradayım diye bağırmakla eş değerdi. Üst katında odalar, alt katında mutfak ve büyük bir salon vardı.

Şimdi ise şöminenin başında siyah büyük paltosuyla uzun boylu geniş omuzlu bir adam oturuyordu. Sıska Ferit lakabını hak edercesine zayıftı. Genetik olarak şanslıydı, o ise kendine iyi bakmamış, zayıflamıştı. Ferit parlak bir geçmişe sahipti. Okul yıllarında zeki bir öğrenci olmuş, başarılı ortalamalar yakalamışken, askerdeyken de cesur bir er olmuştu. Lakabı bütün hayatı boyunca onu takip etmişti. Kırklı yaşlarda olan Sıska Ferit boyuna ve ince yapısına ulaştığından beri neredeyse 20 yıldır bu yakıştırmayı taşıyordu.

Yüzü şömineden yanaydı, gözleri küllerin arasına dikilmişti. Dizlerinin üstünde durmuş ateşi yakamaya çalışıyordu. Kapı  açıldı. Tahtalar gıcırdıyordu. Hafif kütlesiyle tahtaların üstünde yürüyenin kim olduğunu anladı. Arkasına bakmadan;

-gel evlat, gel içeri, yorulmuşsundur

Çocuk eve vardığında yorulduğunu yeni yeni fark etmişti. Şöminenin yanındaki koltuklardan birine uzandı. Üzeri el işçiliği kilimlerle örtülmüştü. Dokusu insanı rahatsız edercesine sertti. Çocuk ”Böylesi daha iyi” diye düşünürdü hep. Fazla rahatlık ona göre değildi. Aşağı şehirden getirdikleri yumuşak yatağını sevse de, arada yerde yatmak ona keyifli gelirdi. Koltuğuna yerleştikten sonra, heyecanlı mutlu ve gülümser bir şekilde

-yoruldum ya yorulmaz mıyım, onca yol geldim ama olsun yarın yine gideceğim sonraki günde

-git tabii bakarsın bende seninle birlikte gelirim.

Bu diyalogdan sonra bir süre sessizlik oldu. Dışarıdan hiç ses gelmiyordu, içeride ise bir tek yeni tutuşmaya başlayan ateşin çatırtıları duyuluyordu.Çocuk bir süre hayallere daldı. Gözlerini tavana dikti. Sonra sofra kuruldu. Yemekte balık, yanında da biraz yeşillik vardı. İkisi de tabaklarıyla ilgilenmeye başladılar.

Bir çocuk ve bir adam koca evde birlikte kalıyorlardı. Ne zamandır orada olduklarını adam unutmuştu bile, çocuk ise kendini bildi bileli oradaydı.

Ferit çocuğun gerçek amcası değildi, lafın gelişi öyle seslenirdi, çocuk ona ne diyeceğini bilemezdi. Anne babası hakkında bildikleri ise çok fazla değildi. Birkaç kez düşünmüştü bu konuyu, aynı zamanda amcasına da sormuştu. Sen evlat.. Eee.. Şey.. ile başlayan cümlelerden de pek bir şey anlamamıştı.

Annesinin hayatta olmadığını biliyordu. Babasının nerede olduğu ise meçhuldü. Karısının ölümünden sonra aklını toparlayamamış, kendini yollara vurmuştu. En son Sıska Ferit’e bir emrivaki ile çocuğunu emanet etmiş, Ferit ise biraz işi olduğunu bir güne kalmaz döneceğini sanmıştı. Ancak çocuğun babasını gördüğü son an buydu.

Başına bir şeyler geleceğini önceden sezmişti. Akıl sağlığı gitgide kötüye gidiyordu. Yemeden içmeden kesilmiş, uyuyamaz olmuştu. Şöyle bir dalıp gittiğinde ise sayıklar, diğer zamanlarda ise  kendi kendine daima konuşur olmuştu. Sonunda da çekip gitmişti.

Babasıyla uzun zamandır arkadaşlardı. Birbirlerine herkesten çok güvenirlerdi. Sıska Ferit, arkadaşının kaybından sonra olan biteni hem uzaktan izlemiş hem de bizatihi içindeymiş gibi yaşayıp görmüştü.

Çocuk ve amcası baş başaydı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s